Antakya; Medeniyetin Kalbi, Bizim Unuttuğumuz Miras

Bir kitabın daha son sayfası çevrildi. Ardından zihinde oluşan ilk araştırma başlığı: Antakya. Belki de bu toprakların en kadim şehirlerinden biri… Ve ne acıdır ki bugün hâlâ hak ettiği değeri göremeyen, dünya turizm haritasında olması gereken konumun çok gerisinde kalan bir şehir.

M.S. 40’lı yıllarda Antakya, Yunanca, Latince ve Aramca dillerinin konuşulduğu bir kültür ve ticaret merkeziydi. O yıllarda bile çok dilli, çok dinli ve çok katmanlı bir medeniyet merkezinden söz ediyoruz. Ve dikkat edin, “Hristiyan” ismi ilk defa bu şehirde, Antakya’da bir topluluğa veriliyor. İlk kilise burada kuruluyor. Hz. İsa’nın üç önemli havarisi bu şehirde bir dönem yaşıyor. Antakya’nın yalnızca bu yönü bile, dünya Hristiyan alemi için hac noktasına dönüştürülebilecek nitelikte.

Bugün Anadolu coğrafyasında Antakya gibi nice değerli şehir var. Her biri birer medeniyet hazinesi. Ancak içinde yaşadığımız ülkenin turizm anlayışı hâlâ deniz, kum, güneş ve “her şey dahil” sistemine endeksli. Oysa tarihî, inanç ve kültür turizmine yönelsek, yalnızca Antakya bile doğru bir planlama ve güçlü bir altyapı ile her sene milyonlarca turisti çekebilir.

Antakya bir örnek sadece. Biz bu topraklarda, tanıtım ve pazarlama konusunda ciddi anlamda yetersiziz. Hazine elimizde ama haritasını çizemiyoruz. Dış dünyaya değerimizi anlatamıyoruz. Oysa ki sadece Hristiyan dünyası değil, tüm insanlık için bir “medeniyet laboratuvarı” olan bu coğrafya, doğru bir vizyonla hem ekonomik hem de kültürel anlamda ülkemizi çok farklı noktalara taşıyabilir.

Bugün, geçmişiyle övündüğümüz Anadolu’yu, yarınlara taşımak için elimizi taşın altına koyma zamanı. Turizm, sadece sahil şeridinden ibaret değil. Gerçek hazineler içeride ve biz hâlâ dışarıyı pazarlamaya devam ediyoruz.

Kısacası; Antakya konuşulmalı. Anlatılmalı. Dünyaya tanıtılmalı. Geçmişimize sahip çıkmadıkça, geleceğimiz de eksik kalacak.

24.DÖNEM MİLLETVEKİLİ

FAİK TUNAY – NAME HABER