Gençler sık sık bana şunu soruyor: “Hocam, üniversite hâlâ gerekli mi?”
Bu soru, çağımızın en dürüst ve en haklı sorularından biridir. Çünkü dünya hızlandı, meslekler değişti, bilgi cep telefonuna sığdı. Ama tam da bu yüzden üniversite ve akademi eğitimi her zamankinden daha önemlidir.
Üniversite yalnızca diploma veren bir bina değildir. Üniversite, düşünme kasını geliştiren bir zihinsel iklimdir. Akademi; “ne düşüneceğini” değil, “nasıl düşüneceğini” öğretir. Genç bir insanın hayatta karşılaşacağı en büyük risk, bilgisiz olmak değil; sorgulamadan kabullenmektir. İşte üniversite, bu kabullenme refleksini kıran yerdir.
Bugün bilgiye ulaşmak kolaydır, doğru bilgiye ulaşmak zordur. Sosyal medyada bir dakikada binlerce iddia dolaşıyor. Akademik eğitim, gence şunu kazandırır: Kanıt sormayı, kaynak aramayı, sebep–sonuç ilişkisi kurmayı. Bu beceri, yalnızca meslek hayatında değil; vatandaşlık bilincinde, ahlaki duruşta ve hayata bakışta da belirleyicidir.
Üniversite aynı zamanda bir karakter inşa sürecidir. Farklı şehirlerden, farklı düşüncelerden, farklı hayat hikâyelerinden gelen gençler aynı sıralarda yan yana oturur. Tartışmayı, dinlemeyi, itiraz etmeyi ve birlikte üretmeyi öğrenir. Akademi, bireyi yalnızca uzmanlaştırmaz; toplumsallaştırır. Bu yönüyle üniversite, demokrasinin de sessiz laboratuvarıdır.
Elbette şu itirazı duyar gibiyim: “Ama mezun olup iş bulamayanlar var.”
Doğru. Ancak mesele üniversiteye gitmek değil, üniversiteyi nasıl yaşadığımızdır. Akademi, pasif bir tüketim alanı değildir. Sadece ders geçip diploma almak, üniversitenin ruhunu ıskalamaktır. Okuyan, araştıran, proje üreten, soru soran, hocasıyla temas kuran genç; yalnızca iş aramaz, iş üretir. Akademi, doğru kullanıldığında bağımlı değil, bağımsız zihinler yetiştirir.
Bir başka hayati nokta da şudur: Üniversite, gence acele etmemeyi öğretir. Hız çağında bu çok kıymetlidir. Her şeyin “hemen” olduğu bir dünyada, akademik disiplin sabrı öğretir. Bir tezi aylarca yazmak, bir deneyin sonucunu beklemek, bir makaleyi defalarca düzeltmek… Bunlar, hayatta kalıcı başarıların altyapısıdır. Büyük düşünceler, hızlı değil; derin zamanlarda doğar.
Gençlere şunu açıkça söylemek isterim: Üniversite sizi tek başına kurtarmaz ama sizi kurtarabilecek araçları verir. O araçları kullanıp kullanmamak sizin iradenizdir. Akademi, bir kapıdır; içeri girip yürümek cesaret ister. O cesareti gösteren genç, yalnızca meslek sahibi olmaz; söz sahibi olur.
Bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacı, ezberleyen değil düşünen; susan değil konuşan; kopyalayan değil üreten gençlerdir. Üniversite ve akademi eğitimi, bu ihtiyacın en güçlü cevabıdır. Çünkü bir ülkenin geleceği, yer altı kaynaklarıyla değil; yer üstünde yetiştirdiği zihinlerle inşa edilir.
Gençler, yolunuz uzun olabilir. Yorulabilirsiniz. Şüphe edebilirsiniz. Ama şundan emin olun: İyi bir akademik yolculuk, sizi sadece bir mesleğe değil, hayata hazırlar. Ve hayat, hazırlıklı zihinleri sever.
Prof.Dr. MELİKE AYDOĞAN – NAME HABER

