ÖLÜM SANA YAKIŞMADI

Hayattayken kimseye yaranamadık.

Üzülünce “takma” dediler.

Kızınca “değmez” dediler.

Sustuk, “iki laf et” dediler.

Konuşunca “muhatap olma” dediler.

Gittik, “mücadele et” dediler.

Kaldık, “niye katlanıyorsun” dediler.

Biz neyi yapsak bir fazlaydı gözlerinde.

Ne eksik olmayı becerebildik ne tam olmayı.

 

Şimdi bir mezar taşının başında aynı kalabalık,

“Ne iyi insandı…” diyor.

 

Ölüm sana yakışmadı, diyorlar.

Sanki yaşarken çok yakıştırmışlar gibi hayatı bize.

 

Ramazan böyle bir aydır işte…

İnsanın içini susturur ama kalbini konuşturur.

Kalabalık sofralarda eksikleri büyütür.

Bir tabak fazla koyarsın masaya, sonra toparlarsın sessizce.

Bir hurmayı ikiye bölecekken durursun.

Çünkü bazı alışkanlıklar ölmez;

sadece muhatabını kaybeder.

 

Teravih dönüşü sokaklar serin olur.

Gökyüzü daha yakın gelir insana.

İşte o vakit, içindeki boşluk daha çok konuşur.

Bir ses ararsın.

Bir “hayırlı Ramazanlar” mesajı.

Bir kapı gıcırtısı.

Bir öksürük sesi mutfaktan.

 

Ölüm, en çok sesi alır hayattan.

Sonra kokuyu…

Sonra alışkanlığı…

Ama anıyı alamaz.

İnsanın içindeki o sızıyı hiç alamaz.

 

Aslında ölüm değil zor olan.

Zor olan, yarım kalan cümleler.

“Sonra konuşuruz”ların hiç gelmemesi.

Helallik isteyememek.

Sarılmayı ertelemek.

 

Ramazan bize sabrı öğretir derler.

Ama özlem sabrın da ötesindedir.

Özlemek; susarak ağlamaktır.

Kalabalıkta eksik hissetmektir.

Sofrada boğazına takılan lokmadır.

Bayram sabahı kapıyı çalmayacak birinin ayakkabılarını hâlâ hatırlamaktır.

 

Belki de ölüm gerçekten kimseye yakışmaz.

Çünkü insan, vedaya göre yaratılmadı.

Çünkü insan, sevdiklerini toprağa bırakacak kadar güçlü değil aslında.

Ama bırakıyor.

Ve her Fatiha’da, her duada, her secdede

yeniden kavuşmayı umut ediyor.

 

Derler ya;

“Dirimizi beğenmediler ki ölümüzü beğensinler…”

 

Ama Rabbimiz biliyor.

Kimin yüreği kırık, kimin duası sessiz,

kimin gözyaşı gösterişsiz.

 

Bu Ramazan belki de en çok şunu yapmalıyız:

Küsken barışmalı.

Erteleneni aramalı.

Söylenmeyeni söylemeli.

Sarılmayı geciktirmemeli.

 

Çünkü ölüm, en çok “keşke”yi büyütür.

Ramazan ise en çok “iyi ki”yi çoğaltmak için gelir.

 

Ve biz…

Ölümü değil, hayatı yakıştıralım birbirimize.

Kırmayı değil, onarmayı.

Gitmeyi değil, kalmayı.

 

Sonunda hepimiz bir gün aynı sessizliğe yürürken,

ardımızdan “ölüm sana yakışmadı” değil,

“iyi ki hayatımıza değdi” desinler.

 

Allah’ım…

Bu mübarek ay hürmetine;

toprağa emanet ettiklerimize rahmet,

hasretini çektiklerimize sabır,

hayatta olanlara kıymet bilmeyi nasip et.

 

Kalbimizdeki boşlukları imanla doldur.

Gözyaşlarımızı dua eyle.

Bizi sevdiklerimizle hem bu dünyada hem ebedi âlemde yeniden buluştur.

 

Dr. ÖMÜR KAHRAMAN – NAME HABER