Haymatlos Çağı!

Haymatlos Çağı!

Medeniyet tarihinin gelişimi öncesinde sosyal hayatın getirdiği primitif yaşam biçimi ve bunun sonucunda doğan mülevves sosyal çarpıklıklar homo sapiensin aidiyet, can güvenliği ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasını tehlikeye attığından, bila istisna tüm devletler, insanoğlunun korunma ve güvenlik ihtiyacını karşılamak üzere kurulmuştur.

Sivilizasyonla beraber bin yıllardır şuur altımıza yerleşmiş olan stereotiplerden biri de kuşkusuz vatandaşlık olgusu ve devlet bilincidir. Kolektif bilince kazınmış bu olgu, bizlerin devlet kurumunun insan icadı olduğunu unutmamıza yol açabilecek kadar kalıplaşmıştır. Nitekim bu kalıbın, çağımızda gerçekleşmesi muhtemel küresel göç krizi ile birlikte geri dönülemez bir biçimde yıkılacağını ve bir vatansızlık çağı tehlikesinin hızla yaklaştığını öngörüyorum.

Ve maalesef küresel göç krizinin yol açacağı bu katastrofiye doğru hızla ilerlenirken, dünyanın bu felakete yolculuğunun lokomotif görevini de son yıllarda küresel göçün pilot bölgesi olan bizim ülkemiz görüyor.

Globalizasyon adı altında vatansız bir dünya oluşturuluyor!

Haymatlos, hukuk literatüründe vatansızlık manasına gelen ve hiçbir devletle uyrukluk bağı olmayan kişileri tanımlamak için kullanılan terimdir. Bu statüye sahip kişilere vatansız veya uluslararası yaygın terimle Haymatlos denmektedir.

Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2014’ün sonunda 77 ülkede toplam 3,5 milyon vatansız statüsünde insan yaşamakta ve tüm dünyadaki insanlarla birlikte bu sayının 10 milyondan fazla olduğu tahmin edilmekte idi. Şu an bu rakamları en az iki ile çarpabiliriz. Dünya’da şu an 20 milyona yakın haymatlos olduğunu varsayabiliriz.

Elbette bu kavramı ilk kez duyanlarınızın oranı bilenlerden hayli fazladır. Fakat dünyanın ve özellikle de son yıllarda ülkemizin karşı karşıya kaldığı en hayati sorunların başında göç konusu gelmektedir.

Etnik, ahlaki, kültürel ve dini aidiyetlerin uluslararası fonlarla beslenen dijital platformlar yoluyla aşındırılması, merkeziyetsiz para birimi olan blockchain’lerin yaygınlaşmasının altında dünyadaki herkesin tek bir merkezden yönetilmesi ve kaynakların bir grup sermayedar tarafından hakimiyet altına alınması projesi yatmakta.

Bilerek veya bilmeyerek biz de ülke olarak kendi etnisitemizi ve kültürel değerlerimizi berhava etmek pahasına bu büyük çaplı menfi projeye, küresel göç krizine cevaz vererek hizmet vermekteyiz.

Sığınmacılar gitsin ya da kalsın demeden evvel teorik olarak dünyanın geldiği bu durumun ve ülkemize verilmeye çalışılan rolün ne olduğunu çözümlemenin yolu, dizayn edilmeye çalışılan bu yeni düzeni iyi bir şekilde tahlil etmekten geçiyor.

Kendilerini sözde muhafazakar olarak adlandıran hükümetimizin, kevgire döndürülmeye çalışılan kültürel ve etnik değerlerimizin muhafazası konusunda daha tafsilatlı ve titiz çalışmalar yaparak sosyologlarla uyum içerisinde bir mesai harcamaları gerekmektedir.

Yalnızca bu yolla dünyadaki teknolojik, siyasi, diplomatik ilişkilerin muhafaza edilmesi gereken değerlerimiz üzerindeki tahakkümünü tartabilir ve gerekli önlemleri alabiliriz.

Biz Türk’üz, devletimiz olmadan yaşayamayız. Binaenaleyh dünyanın sokulmaya çalışıldığı bu girdabın içerisinde haymatlos çağının inşası bizim ülkemiz üzerinden yapılamaz! Buna müsaade edilemez!

ÖMER FARUK BAŞARAN – NAME HABER BAŞYAZARI


Haberi Paylaş: https://namehaber.com/?p=1187

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,
Başyazar, Genel