Daha yazının başında komplo teorileri veya sosyal medya uydurmasyonlarından derlenmiş bir yazı okumayacağınızı söyleyebilirim.
İsrail’in 13 Haziran bir şabat günü İran’a yönelik şımarıkça ve vahşi saldırısıyla başlayan savaşta, aynı Gazze’de, Lübnan’da olduğu gibi ilk vuruşla beraber hedefine Stratejik Lider kadroyu koyması, ardı ardına suikastlar gerçekleştirmesi hiç de sürpriz olmadı. Genel Kurmay Başkanı, Devrim Muhafızları Komutanı, Hava Kuvvetleri Komutanı ile birlikte üst düzey 20 komutanla 9 nükleer bilim adamı.
Öldürülen Genel Kurmay başkanın yerine atanan yeni genel kurmay başkanı da 2 gün sonra selefi ile aynı kaderi paylaşmış oldu.
Aslında bu suikastlar silsilesinin yıllardır devam ettiğini, kimi zaman bal, kimi zaman para tuzağı ile pek çok gazeteci, bilim ve siyaset insanına İsrail’in suikast yaptığı bir gerçekti. Daha 1 yıl önce İran’ın bir önceki Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, kendi hava sahasında kendi helikopterinde İsrail tarafından suikasta kurban gitmişti.
Yatak Odası Suikastları
İsrail’in İran’ın yatak odasında suikast cüretkârlığı gösterdiği ilk olay ise Filistin siyasi büro şefi İsmail Haniye’nin İran devrim muhafızları misafirhanesinde canice şehit edilmesi olmuştu.
İran’ın Harem-i mahremine girilmiş, itibarı ve karizması çizilmişti. MOSSAD’ın o gün verdiği mesaj İran tarafından bugün bile tam anlaşılmamış olacak ki, ilk saldırıyla 20 üst düzey generalini yatak odasında kurban verdiler.
MOSSAD’ın vahşi cüretkarlığı sadece Hamas, Hizbullah, Devrim Muhafızları için olmayıp, Avrupa ve Amerika da pek çok benzeri suikasta imza attığı bilinen bir gerçek.
Lübnan da Hizbullah genel sekreteri ve yerine seçilen genel sekreter ile üst düzey konsey üyelerine yapılan benzeri yatak odası suikastları bile İran da hiçbir yetkiliyi endişeye sevk etmemiş olacak ki, tedbir almak şöyle dursun, cahil cesaretiyle 2 günde 2 genel kurmay başkanını kurban verdiler.
Oda’nın anahtarı bilişim mi?
Cinayetlerin nasıl olduğu belli. Hangi ajanlar veya satılık hainlerle, hangi silah veya füzelerin kullanıldığını işin uzmanlarınca bilinebilir.
Asıl merak edilmesi gereken, suikasta giden yolu açan bilgi kaynağı ve nasıl kullanıldığıdır?
MOSSAD, bu kadar rahat ve istediği zaman suikast düzenleyebiliyorsa elindeki bilginin güvenirliğinden emin, değişme ihtimaline karşı hazırlıklı olmalıdır.
Tüm bu operasyonu gerçekleştirmek için büyük bir bilgi birikimine de ihtiyaç olduğu bir gerçek.
Yatak odasının içine, yorganın altına girebilmek için gerekli bilgi öyle hemen planlanıp, birkaç günde elde edilebilen bir şey değil. Çok daha uzun zamanlı ve meşakkatli bir yolculuk gerektirir.
Belli ki, İsrail yıllarca büyük bir bilgi birikimi elde etmiş. Elde ettiği bilgiyi güncel tutmuş ve muhtemelen de belli alanlarda geliştirmiş.
Ne alakası var diye düşünebilirsiniz?
Bir üst düzey komutan evinin yatak odasında milimetrik hesaplama ile öldürülüyorsa; tetiği çekmeden önce ülkenin, şehrin, mahallenin, binanın en ince detaylarına kadar plan ve projelerinin failin elinde olması gerekir. Binanın elektrik-su-gaz planları ve internet şifreleri de muhtemelen elindedir zaten. Bu bilgiler için şehir yönetimi veya belediyeden tutun da binaların mimari projelerinin saklandığı ilgili mimarlık ofislerine, güvenlik sistemlerinden elektronik altyapıya kadar her şeyin katilin elinde ve kontrolünde olduğu anlamına gelir.
Ayrıca suikast düzenlenecek kişinin günlük alışkanlıklarından ailesine, arkadaş çevresinden sağlık durumuna, tahlil sonuçlarından kullandığı ilaçlara kadar pek çok verinin de kaynaktan elde edilmiş ve süreklilik arz ediyor olması gerekir.
Kartal Göz gibi…
2008 yapımı ve bir D.J. Caruso filimi olan Kartal Gözü seyredenler bilir.
Bu arada yönetmene ve filmin konusuna özellikle dikkat çekmek isterim.
Tüm bilişim kaynaklarına ulaşabiliyor ve yönetebiliyorsan, istediğin kişiye suikast düzenlemek sadece çocuk oyuncağı oluyor.
Peki bu kaynak ne?
Devlet kurumlarının bütün bilgi sistemlerinin merkezi yapısı. Ana sunucular, Depolama Diskleri ve veri işleme birimleri…
Failin parmak izi
Tam bu noktada 2003 ortasında bürokrasiye ilk adım attığım aylarda yaşadığım bir olayı aktarayım.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bakan danışmanı olarak tüm bakanlığın bilişim sistemlerinden sorumluydum. Dünyanın en büyük bilgisayar üreticilerinden üç harfli çok çok meşhur bir firmanın Ankara müdürü randevu alarak ziyaretime geldi. Elinde tuttuğu raporu göstererek, ABD merkezden, Sosyal Sigortalar Kurumunun ana sunucu işlemcilerinin günün belli saatlerinde %97-98 oranında çalıştığını ve en kısa zamanda 4 tane işlemci ilave edilmesini nazikçe tavsiye etti. “Dinazor” isimli sunucuya ilave edilecek her bir işlemci milyon dolar civarında olup, bir de aylık yüzlerce bin dolarlık bakım faturasını ilelebet ödeme yükümlülüğü vardı.
İlk tepkim, devletin en hassas verilerinin tutulduğu bu sunucunun saatlik verilerini ABD’den nasıl görebildiklerini sorduğumda, müdür lafı gevelemeye başladı ve Dinazor sunucunun içinde bulunan ve bilmediğimiz bir modem hattının ucunun ABD de olduğunu öğrenmiş olduk.
Müdür bunun ne kadar gerekli ve zorunluluk olduğunu anlatırken ilginç bir örnek verdi. İran’da bu Dinozorlardan 128 tane olduğunu, havayollarından, askeriyeye. Sağlıktan eğitime kadar ülkenin bütün sistemi bu dinozorlarda proses ediliyor demişti. Büyük bir şaşkınlıkla, “İran’a ambargo yok mu” dediğimde? Yunanistan üzerinden sorunsuz bir şekilde satış yapıp, servis verdiklerini söylemişti!
Bu arada, merak edenler için söyleyeyim, o tarihte Türkiye de bu Dinozorlardan sadece 4 tane vardı. 2 tanesini işlevsiz hale getirmiş olsam da diğer 2 tanesi önemli kurumlarda bulunmaktaydı.
Başlıktaki sorunun cevabı olur mu bilmem, ama cevaba giden bir yol olduğu gerçek. Trump’ın kabadayı edasıyla İsrail İran savaşını bitirdiğini(!) söylediği bugünlerde, ABD’nin, İsrail’in ve Yunanistan’ın satranç tahtasındaki yerini de tahmin edebilirsiniz.
SAADETTİN ÇAY – NAME HABER 25.06.2025

