Dünyanın büyük bir dönüşümden geçtiği bir çağdayız.
Yapay zekâdan dijitalleşmeye, yeşil enerjiden sürdürülebilirliğe, küresel rekabetten yeni nesil üretim modellerine kadar hayatın hemen her alanında ezberler değişiyor. Bugün doğru bildiğimiz pek çok şey, yarının dünyasında yeniden tanımlanacak.
Böylesine hızlı değişen bir dünyada eğitimi yalnızca okulda verilen bilgi ve diploma üzerinden değerlendirmek artık mümkün değil.
Çünkü geleceğin insanı yalnızca bilgiye değil; bilgiyi anlamlandırmaya, sorgulamaya, üretime dönüştürmeye ve insanlığın ortak geleceğine katkı sunmaya ihtiyaç duyacak.
Tam da bu nedenle geleceğin eğitimini konuşurken benim için en önemli soru şudur:
Çocuklarımızı ve gençlerimizi geleceğe hazırlarken onları sadece geleceğe mi taşıyacağız, yoksa köklerinden güç alarak geleceği inşa edecek insanlar olarak mı yetiştireceğiz?
Ben ikinci yaklaşımın Türkiye için çok daha kıymetli olduğuna inanıyorum.
Çünkü teknoloji değişir, meslekler değişir, üretim modelleri değişir. Fakat insanın değerleri, ailesiyle kurduğu bağ, topluma karşı sorumluluğu, vicdanı, ahlaki duruşu ve yaşadığı topluma katkı verme iradesi geleceğin en güçlü sermayelerinden biri olmaya devam edecektir.
Bu nedenle geleceğin eğitimini yalnızca yapay zekâ, kodlama, dijital beceriler veya yeni teknolojiler üzerinden konuşmak eksik bir yaklaşım olur.
Elbette gençlerimiz analitik düşünmeli, problem çözebilmeli, dijital dünyayı okuyabilmeli, finansal okuryazarlığa sahip olmalı, girişimcilik kültürünü bilmeli, sürdürülebilirlik konusunda bilinçlenmeli ve üretme becerisi kazanmalıdır.
Ancak bütün bunların yanında iyi insan olmayı, ailesinin kıymetini bilmeyi, toplumuna karşı sorumluluk taşımayı ve sahip olduğu değerleri geleceğe aktarmayı da öğrenmelidir.
Ben Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin “köklerden geleceğe” yaklaşımını bu açıdan önemli buluyorum. Eğitimde akademik başarı kadar yetkin ve erdemli insan yetiştirme hedefinin; aile, toplum, değerler ve üst düzey düşünme becerileriyle birlikte ele alınması, geleceğin Türkiye’si açısından üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir perspektif sunuyor.
Dijital, finansal, veri ve sürdürülebilirlik okuryazarlıklarının eğitim dünyasında daha fazla yer bulması da aynı şekilde önem taşıyor.
Fakat burada çok daha büyük bir mesele var:
Türkiye’nin geleceğini yalnızca okullar inşa etmeyecek.
Bu geleceği aileler, üniversiteler, iş dünyası, sivil toplum kuruluşları, kamu kurumları ve gençler birlikte inşa edecek.
İşte GİSİAD’ın çalışmalarını değerlendirirken benim üzerinde özellikle durduğum nokta tam olarak burasıdır.
GİSİAD Genel Başkanı Sayın Remzi Dursunkaya’nın önderliğinde ortaya konulan vizyonu yalnızca bugünün ekonomik ve sosyal meselelerine cevap arayan bir sivil toplum çalışması olarak görmüyorum. GİSİAD’ın asıl değerinin; iş dünyası, eğitim, gençlik, girişimcilik ve toplumsal gelişim arasında güçlü köprüler kurabilecek bir düşünce ve hareket alanı oluşturmasında olduğuna inanıyorum.
Çünkü güçlü bir sivil toplum yapısı yalnızca sorunları konuşmaz.
Çözüm üretir, insan yetiştirir, fikir geliştirir, kurumları buluşturur ve geleceğe hazırlanır.
GİSİAD Eğitim Komisyonu olarak bizim önceliğimiz de tam olarak budur.
Eğitimi yalnızca sınıfın içinde değil, hayatın tamamında değerlendirmek…
Üniversitelerin bilgi birikimini iş dünyasının tecrübesiyle buluşturmak…
Gençleri yapay zekâ ve dijital dönüşümün sunduğu fırsatlarla tanıştırırken girişimcilik ve üretim kültürünü güçlendirmek…
Finansal okuryazarlığı yaygınlaştırmak…
Yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirliği yalnızca kavram olmaktan çıkarıp günlük hayatın ve iş dünyasının bir parçası haline getirmek…
Ve bütün bunları yaparken insanı, aileyi ve değerleri merkezin dışında bırakmamak.
Bence bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan eğitim vizyonu tam da bu bütünlük içerisinde ele alınmalıdır.
Çünkü gençlerimize yalnızca “iş bulabilecekleri” bir gelecek değil, iş ve değer üretebilecekleri bir gelecek hazırlamalıyız.
Onlara yalnızca teknolojiyi kullanmayı değil, teknoloji üretebilmeyi öğretmeliyiz.
Yalnızca dünyayı takip etmelerini değil, dünyanın takip ettiği fikirleri ve projeleri ortaya koymalarını sağlamalıyız.
Yalnızca küresel rekabetin içinde yer almalarını değil, küresel rekabetin kurallarını değiştirebilecek özgüveni kazanmalarını hedeflemeliyiz.
Bunun yolu ise üniversite ile iş dünyasının, aile ile okulun, kamu ile sivil toplumun birbirinden kopuk hareket etmemesinden geçiyor.
GİSİAD Eğitim Komisyonu olarak bizim önümüzde gördüğümüz büyük hedeflerden biri de bu birlikteliği güçlendirmek.
Çünkü eğitim bir kurumun, bir sektörün veya yalnızca devletin sorumluluğu değildir.
Eğitim, bir ülkenin ortak geleceğidir.
Bugünün öğrencisi yarının girişimcisi, akademisyeni, yöneticisi, bilim insanı, sanatçısı, öğretmeni ve iş insanıdır.
Dolayısıyla bugün gençlere yaptığımız yatırımın karşılığını yalnızca birkaç yıl sonra değil, Türkiye’nin gelecek on yıllarında göreceğiz.
Bir başka önemli konu da eğitimin hayat boyu devam eden bir süreç olduğunun kabul edilmesidir.
Teknolojinin bu kadar hızlı değiştiği bir dünyada üniversiteden mezun olmak artık öğrenmenin sonu değil, yeni bir öğrenme döneminin başlangıcıdır.
İş dünyasının da kendisini sürekli yenilemesi gerekiyor.
Yöneticilerin, çalışanların, girişimcilerin ve kurumların yeni teknolojileri, değişen ekonomik yapıyı, küresel rekabeti ve sürdürülebilirlik anlayışını yakından takip etmesi gerekiyor.
Bu noktada eğitim ile iş dünyasının birbirine daha fazla yaklaşması gerektiğine inanıyorum.
Üniversite bilgi üretir.
İş dünyası tecrübe üretir.
Sivil toplum ise bu iki alan arasında köprü kurarak toplumsal faydayı büyütebilir.
İşte GİSİAD’ın önümüzdeki dönemde bu köprülerden birini daha güçlü şekilde kurabileceğine inanıyorum.
Bunu yalnızca Türkiye açısından değil, uluslararası ölçekte de düşünmeliyiz.
Çünkü Türkiye artık dünyadaki gelişmeleri izleyen değil, kendi bilgi birikimini, girişimciliğini, üretim gücünü ve insan kaynağını dünya ile buluşturan bir ülke olma hedefini daha güçlü şekilde ortaya koymalıdır.
Bunun için de gençlerimizin dünyayı tanıması kadar kendi ülkesinin potansiyelini tanıması gerekiyor.
Köklerinden güç alan ama dünyaya açık…
Değerlerini koruyan ama değişimden korkmayan…
Teknolojiyi kullanan ama teknolojinin esiri olmayan…
Tüketen değil üreten…
Takip eden değil fikir ortaya koyan…
Sadece bugünü değil, yarını düşünen bir nesil…
Ben geleceğin Türkiye’sini böyle bir insan profili üzerine kurabileceğimize inanıyorum.
Ve bu hedefe ulaşmanın yolu, eğitim ile iş dünyasını, aile ile toplumu, bilgi ile değeri, teknoloji ile insanı aynı zeminde buluşturmaktan geçiyor.
GİSİAD Eğitim Komisyonu olarak bizim sorumluluğumuz da tam burada başlıyor.
Biz yalnızca eğitim programları düzenleyen bir yapı olmayı değil; geleceğin insanına, geleceğin iş dünyasına ve geleceğin Türkiye’sine katkı sunan bir düşünce ve üretim merkezi olmayı hedefliyoruz.
Çünkü bizim için eğitim yalnızca geleceğe hazırlanmak değildir.
Eğitim, geleceği hazırlamaktır.
Ve geleceği hazırlayacak olanlar; köklerinden güç alan, dünyayı anlayan, teknolojiye hâkim, değerlerine bağlı, üreten, düşünen, sorgulayan ve insanlığa katkı sunmayı hedefleyen nesiller olacaktır.
Türkiye’nin ihtiyacı olan büyük dönüşümün temelinde de işte bu insan anlayışının olduğuna inanıyorum.
Gelecek değişiyor.
Biz de değişmeliyiz.
Ama değişirken kim olduğumuzu unutmadan…
Köklerimizden güç alarak, dünyaya açılarak ve geleceği birlikte üreterek.
Prof. Dr. MELİKE AYDOĞAN – NAME HABER
(İTÜ Matematik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi, GİSİAD Eğitim Komisyonu Başkan V.)

