Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde ifade ettiği o veciz sözler, sadece siyasi bir söylem değil; aynı zamanda bin yıllık medeniyet müktesebatımızın günümüze tuttuğu bir projeksiyondur. İçinden geçtiğimiz bu sancılı, bir o kadar da tarihi dönemeçte Sayın Cumhurbaşkanının vurguladığı “vahdeti kuşanmak” çağrısı, coğrafyamızın bekası için bir tercih değil, bir mecburiyettir.
Bugün küresel sistemin çatırdadığı, uluslararası hukukun kağıt üzerinde kaldığı ve adaletin sadece güçlünün lütfuna terk edildiği bir dünya düzenine şahitlik ediyoruz. Böyle bir iklimde Türkiye; köken, meşrep ve mezhep ayrılıklarını bir zenginlik kabul ederek, fitne odaklarına karşı çelikten bir irade sergilemek zorundadır. Bizler, “yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü” düsturuyla yoğrulmuş bir milletin evlatları olarak, kendi içimizdeki safları sıklaştırdıkça, sınırlarımızın ötesindeki mazlumların da umudu olmaya devam edeceğiz.
Sessizliğin Barbarlığına Karşı Bir Direniş Sembolü
Uluslararası tahkim hakemi olarak belirtmeliyim ki; modern dünya, Filistin’de yaşanan soykırım karşısında sınıfta kalmıştır. Uluslararası kuruluşların sağır edici sessizliği altında, insanlık onurunun çiğnendiği bir trajedi yaşanmaktadır. Ancak bu zulmün karşısında sarsılmaz bir kale gibi duran Filistin halkı, Sayın Cumhurbaşkanımızın da alıntıladığı o muazzam iradeyle dünyaya bir ders vermektedir:
“Susarsak eğer taşları sıkacağız, acıkırsak eğer toprakla doyacağız ama asla terk etmeyeceğiz…”
Bu ifadeler, sadece bir direnişin değil, bir halkın toprağına, tarihine ve geleceğine olan sarsılmaz sadakatinin manifestosudur. Kanı masum ama canını feda etmekten çekinmeyen o yiğit evlatlar, aslında sadece kendi topraklarını değil, insanlığın izzetini savunmaktadırlar.
Kardeşliğin Dili ve Geleceğin İnşası
Sayın Erdoğan’ın altını çizdiği “kardeşliğin diliyle konuşmak” vizyonu, Türkiye’nin hem bölgesel hem de küresel ölçekteki stratejik pusulasıdır. Bizler, AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın sarsılmaz iradesiyle, barış mesajlarımızı en gür sesle haykırırken, aynı zamanda mazlumun elinden tutan o “şefkat eli” olmayı sürdüreceğiz.
Gelecek, sırtımızdaki bu ağır ama onurlu yükle şekillenecektir. Mazimizden aldığımız güçle, yaşadığımız anın sorumluluğunu kuşanarak; adaletin, barışın ve vahdetin egemen olduğu bir dünyayı inşa etmek bizim tarihi misyonumuzdur.
Dönem, ayrılıkları büyütme değil, ortak değerler etrafında kenetlenme dönemidir. Filistinli kardeşlerimizin o asil duruşu bizlere örnek olmalı; içimizdeki birliği, dışımızdaki barışı tahkim etmeliyiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu tarihi çağrısı, büyük ve güçlü Türkiye’nin, adil bir dünya düzeninin ve sarsılmaz bir kardeşlik hukukunun müjdecisidir.
Dualarımızla, desteğimizle ve tüm varlığımızla adaletin yanındayız. Çünkü biliyoruz ki; zulüm ebedi olamaz, zafer daima inananlarındır.
ULUSLARARASI TAHKİM HAKEMİ HASAN TÜRKSEL – NAME HABER

