Üç Aylar

Bazı zamanlar vardır, insan farkında olmadan yavaşlar. Adımlar kısalır, kelimeler azalır, kalp daha çok konuşmaya başlar. Üç aylar, işte tam olarak böyle bir zamandır. Büyük cümleler kurdurmaz; ama küçük bir duanın içini koskoca bir anlamla doldurur.

21 Aralık itibarıyla başlayan bu mübarek dönem, hayatın hızına kısa bir mola gibidir. Günler yine akar, işler yine devam eder; fakat insanın iç dünyasında farklı bir iklim hissedilir. Daha çok düşünür, daha az kırar, daha çabuk duygulanır. Çünkü üç aylar, insana “biraz dur” demeyi bilir.

Bu aylar, mükemmel olmayı değil; samimi olmayı öğretir. Uzun uzun anlatılan iyiliklerden çok, kimsenin görmediği küçük davranışları kıymetli kılar. Kapıyı tutmak, gönül almak, bir hâl hatır sormak… Üç aylar, hayatın kenarında köşesinde kalan bu incelikleri yeniden görünür hâle getirir.

Bu dönem, evlerin içini sessizce değiştirir. Sofralar biraz daha uzun kurulur, çay biraz daha yavaş içilir. Konuşmalar derinleşir, suskunluklar bile anlam kazanır. Üç aylar, aile olmanın sadece aynı evde yaşamak değil; aynı duyguda buluşmak olduğunu hissettirir.

Üç ayların en güçlü tarafı, insanı başkalarıyla kıyaslamaktan uzaklaştırmasıdır. Kim ne yapmış, kim ne kadar ilerlemiş soruları geri çekilir. Yerine şu soru gelir: Ben bugün nasıl bir insandım? Bu soru, insanı sakinleştirir. Yarıştırmaz, yaralamaz; olgunlaştırır.

Toplum içinde de bu ayların başka bir sesi vardır. Yardımın gösterişten uzaklaştığı, iyiliğin sessizleştiği bir zaman dilimidir. Kimsenin bilmediği bir destek, gizlice yapılan bir paylaşım; üç ayların ruhuna en çok yakışan davranışlardır. Çünkü bu dönem, alkıştan çok vicdanla ilgilidir.

Kadınlar için üç aylar, ayrı bir derinlik taşır. Hayatı düzenleyen, yükü taşıyan, duyguyu yöneten kalpler için bu zaman; içsel bir toparlanmadır. Yorgunluk azalmaz belki ama anlam artar. Ve bazen anlam, yorgunluktan daha güçlüdür.

İşte tam da bu noktada üç aylar, insanı sadece kendi içine değil, yaşadığı topluma da daha dikkatli bakmaya davet eder. Aynı sokakta yürüdüğümüz, aynı havayı soluduğumuz, aynı şehirde umut biriktirdiğimiz insanlara karşı sorumluluğumuzu hatırlatır. Daha adil, daha duyarlı, daha merhametli bir duruşun mümkün olduğunu fısıldar. Çünkü bireyin değişimi, toplumun vicdanını; toplumun vicdanı ise yarınları inşa eder. Üç aylar, bu inşanın sessiz ama en sağlam temelidir.

Üç aylar, insanı değiştirmeyi vaat etmez; ama fark ettirir. Daha dikkatli bakmayı, daha yumuşak konuşmayı, daha az incitmeyi öğretir. Hayatın sertliğine karşı kalbi diri tutmanın mümkün olduğunu hatırlatır.

Belki de bu yüzden üç aylar geldiğinde, insanın içinden sessizce şu cümle geçer:

“Daha iyi biri olabilirim.”

İşte bu cümle, bütün başlangıçların en güzeli…

AK PARTİ ZEYTİNBURNU K.K. İLÇE BAŞKANI

HATİCE TAŞ – NAME HABER